Arşivimizde Bulunan ‘Akciğer ve karaciğer’ Kategorisindekiler
Akciğer Ve Bronşların Dağılışı
Alman cerrahi SAUERBRUCH olmuştur. 1933 de de Amerikalı Cerrah Graham, dünyada ilk defa kanserli olan bir tarafın akciğerini bir seansda tüm olarak çıkarmış ve doktor olan hasta kalan tek akciğeri ile 29 yıl yaşamış, öldüğünde yapılan otopside kalan akciğerinde kanser tespit edilmemiştir. Oysa, cerrah, Graham hastasından evvel akciğer kanserinden ölmüştür.
Akciğer kanseri gerek görülme ve gerekse ölüm oranı bakımından son yıllarda devamlı bir artış göstermektedir. 1972 yılı içinde yalnız Amerika Birleşik Devletlerinde 76.000 kişide (eskilere ilâve olarak) yeni akciğer kanseri teşhis edilmiştir. Akciğer kanserinden dünyada en yüksek ölüm oranı ingiltere’dedir. Kadınlara nazaran akciğer kanseri erkeklerde 4-5 defa daha sık görülmektedir. Yine 1972 yılın
da A.B.D.lerınde akciğer kanserinden 13.000 55-800′ü erkek olmak üzere 68.800 kişi bir yılda ölmüştür. Ancak, özellikle son yıl larda kadınlarda görülen sigara alışkanlığımın artması, kadın erkek arasındaki hastalık ve ölüm oran farklarını azaltmağa yönelmektedir.
Akciğer kanseri daha ziyade 50 . 70 yaşlarında görülmektedir. Diğer taraftan sosyoekonomik yaşantıları düşük gruplarda akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Bunun nedenini sigara içme oranının bu gruplarda daha fazla olmasına, içilen sigaranın filtresiz, yüksek katranlı ve nikotin olması gibi sebeplere bağlamaktadırlar.
Akciğer kanserinin, diğer hastalıklara oranla hemen bütün dünyada, gerek görülme ve gerekse ölüm oranı bakımından son yıllarda devamlı bir artış gösterdiğini söylemiştik. Kısaca bunun nedenine temas etmek isteriz.
1 — Modern tıbbın gerek tedavi ve gerekse teşhis alanlarında ilerlemesi, yeni yeni antibiyotiklerin bulunması, anestezinin daha emin bir şekilde uygulanması bir çok öldürücü hastalıkların sebeplerinin bilinmesi, halkın sağlık açısından eğitilmiş olması, sağlık hizmetlerinin daha yaygın bir hale gelmesi sonucu eskiye nazaran ölümlerin azalması, dolayısiyle insan ömrünün uzaması ve yaşlıların daha çok görülmeleri,
2 — Kanser yapan veya etkileyen çevre faktörlerinin, kimyasal faktörlerin ve diğer karsinojenlerin artması,
3 — Kanserin teşhis imkânlarınım artması, eskiden yer alan bir çok ölümlere (kanser teşhis edilemeyince) yanlış teşhisler konmakta ve ölümler bu gerçek dışı teşhislere bağlanıyordu. Oysa, bugün daha kolay teşhis edildiğinden, kanserin sebep olduğu ölümler daha çok duyulmakta ve ilgi toplamaktadır.
diğer kanser türlerinde olduğu gibi akciğer kanserinin de kesin sebebi bütünüyle açıklığa kavuşmuş değildir. Bununla beraber ana faktörleri ve akciğer kanserinin görülme oranının gittikçe artması sebepbrini 3 grupta toplayabiliriz.
Akciğer Atardamarının Pıhtılaşıp Tıkanması , Akciğer Ambolisi
AKCİĞER AMBOLİSİ
Akciğer ambolisi, akciğer atardamarının ya da dallarından birinin bir pıhtıyla tam olarak ya da bir ölçüde tıkanmasıdır. Pıhtının kökeni çoğunlukla bacak toplardamarıdır.Pıhtı( toplardamar yoluyla sağ kalbe çıkar ve akciğer atardamarı düzeyinde takılır.
Akciğerler
AKCİĞERLER
Akciğerler burun, gırtlak, soluk borusu ve bronşlar aracılığıyla dış havayla ilişkide bulunduklarından, çevrenin zararlı etkenlerinden kurtulamazlar. Bu etkenler çok değişik tipte olabilirler: Mikroplar (sözgelimi, grip etkeni ya da verem basili; v.b.); madensel ya da bitkisel tozlar; zehirli gazlar, içinde sigara dumanının da bulunduğu zararlı dumanlar… Akciğer hastalıkları kirlenmiş çevre havasının etkisi altındadır demek yanlış olmaz.Zararlı etkenin tipine göre, solunum sistemi değişik biçimlerde tepki gösterir. Bu tepki yetersizse, enfeksiyonlar, akciğer toz hastalıkları, v.b. ortaya çıkar. Akciğerlerin aşırı tepki göstermesi sonucunda ise, aşırı duyarlık hastalıkları ya da alerji hastalıkları (astım gibi) ortaya çıkar.Solunum sistemini tüm koruyucu engellerine karşın tehdit eden bu çevre etkileri, akciğer hastalıklarının tanımlanmasında birinci önemli kavramı oluşturur.Bir ikinci kavram da, solunum hastalıklarının enfeksiyon ve sonuçlarına bağlı olduğudur.1920′lere doğru bir hastane odasına girdiğimizi düşünelim ve Prof. Laennec’in tanımıyla bir göğüs hastalığın ndan yatanları gözden geçirelim:Yataklardan birindeki tabela bir haftadan beri süren 40°C ateş gösteriyor; hasta solgun, dudaklarının çevresi uçuklamış, başucundaki komodinin üstünde paslı, koyu, yapışkan balgamla dolu bir tükürük hokkası duruyor. Belli ki bir zatürreyle karşı karşıyayız.
Gezimizi sürdürelim. Şimdi yatağına oturmuş, bol miktarda balgam çıkaran bir hastanın önündeyiz. Hasta tükürük hokkasını 300 400 si kadar irinli balgamla ağzına kadar doldurdu: Bu kusma biçimde irin çıkarma, röntgen filminde tipik havasıvı düzeyi görüntüsü veren akciğer apsesinin bir belirtisidir. Çıkarılan balgam içinde değişik güçte, bol miktarda, irin yapıcı etken saptanabilir.Hastane gezimiz sürüyor. Şimdi öteki odalardan ayrılmış, küçük bir odaya doğru yaklaşıyoruz. Daha içeri girmeden iç bulandırıcı, kötü bir koku alır gibiyiz. Bu koku tükürük hokkasından olduğu kadar, hastanın soluğundan da yayılmakta. Teşhisimizi bu nedenle biraz uzaktan koymak zorunda kalıyoruz: Havada yaşayan (aerob) ve havasız ortamda yaşayan (anaerob) mikropların birleşmesinin sonucu olan bir akciğer kangreni.Bu kez yandaki odaya giriyoruz. Bu odaya akciğer veremi olanları koymuşlar. Hastaların tabelalarında genellikle büyük dalgalanmalar gösteren bir ateş eğrisi dikkatimizi çekiyor. Bu kötü gidişli, bacaklı ateş. Her hastanın tükürük hokkası yer yer kan kapsayan irinli ve balgamlı tükürükle dolu. Hattâ, bazılannınkinde kandan başka şey görülmüyor. Bu tükürüklerin içinde verem basilleri (Koch basilleri) rahatça ortaya çıkarılabilir. Bazı hastaların sesi gırtlak veremi nedeniyle hiç çıkmıyor, bazilarıysa son derece bitkin görünüşlü. Öğrendiğimize göre, onların da barsak veremi sonucu şiddetli bir ishalleri varmış. Bu sonuncu hastalar, sözcüğün tam anlamıyla birer veremli.Birinci Dünya savaşından sonra dahiliyeci olarak çalıştığım hastanelerde çok sık raslanan bu tip klinik tablolar, neyseki günümüzde artık pek görülmemektedir. Zatürre, yerini artık grip kökenli akciğer bronş iltihabı gibi daha az tehlikeli hastalıklara bırakmaya başladı. Akciğer apsesi artık hemen hemen hiç görülmüyor; kusma biçiminde irin çıkarma artık tarihe karıştı: Çünkü, günümüzde antibiyotikler bir enfeksiyonu ya da bir akciğer iltihabını daha apse evresine ulaşmadan tümüyle engelleyebiliyorlar. Akciğer kangreni artık, bir serviste kolay kolay raslanamayaeak bir hastalık oldu. Gerçekten, bütün bu hastalıkların nedeni olan mikroplar topluluğu, antibiyotikler sayesinde zararlı etkilerini gösterememektedirler.Peki akciğer veremi? Kuşkusuz hastane servislerinde hâlâ Taşlanabiliyor; ama eskiye oranla çok ender olarak ve görünümü de artık yukarıda belirttiğimiz tiptekilerle hiç benzerlik göstermiyor. Hastaların büyük çoğunluğunda ateş eğrisi ya hemen ya da basillere karşı koyan ilaçların kullanılmasından birkaç gün sonra normalleşebiliyor. Balgam çıkarmanın artık seyrekleşmesi sonucu, komodinlerin üstünde tükürük hokkaları görülmez oldu. Eski veremin oir sonucu olarak ortaya çıkan barsak veremi de, basillere karşı koyan ilaçların kullanımının artmasıyla ortadan kalktı. Gırtlak veremineyse, birkaç günlük tedaviyle engel olunabilmekte.Basillere karşı koyan ilaç tedavisi son 20-30 yıl içinde akciğer veremi tedavisinde büyük aşama gösterdi. Daha yarım yüzyıl evvel Avrupa’nın birçok ülkesinde veremden ölen insan sayısı yılda 80 OOO’i bulurken 1973′te bu sayı Fransa’da 30 kez azaldı.Bu birkaç örnek, akciğer hastalıklarının klinik tablolarının gelişimini ortaya koymak bakımından yeterlidir.
Solunum Sistemi Soluk Borusu Bronşları
MAKROSKOPÎK ANATOMİ
Solunum sistemi göğüs boşluğu içinde yeralır ve soluk borusu, bronşlar ve akciğerlerle, damar, sinir ve lenf (akkan) sistemlerinden oluşur.Soluk borusu, ikiye çatallanarak akciğer göbeğine doğru giden 2 ana bronşa ayrılır (akciğer göbeği, kan damarlarının ve bronşların akciğere girdiği bölümdür). Akciğer göbeği her akciğerin iç yüzünde yeralır ve akciğer içine giren akciğer sapı (ana bronş, akciğer atardamarı, akciğer toplardamarları, bronş atardamarı, sinirler, lenf damar ve düğümleri) buradan girer. Sağ ve sol ana bronş, ne yön ne de çap bakımından birbirine benzerler; ama her birinden lob bronşları, bu sonunculardan da segment bronşları doğarlar.Sol bronşa göre daha dik ve geniştir.
AKCİĞER DIŞI BRONŞLAR
AKCİĞER DIŞI BRONŞLAR
Akciğer göbeği (hilus) düzeyinde akciğer içi bronşlara dönüşürler ve akciğer sapının bir bölümünü oluştururlar. Akciğer düzeyinde 3 büyük bölüm ayırdedilebilir:
— merkez bölgesi; akciğer göbeğinden oluşur; akciğer sapının yeraldığı bu bölgede solunum dokusu yoktur;
— ara bölge; akciğer göbeğini çevreleyen çeşitli öğelerden (bronşlar, toplardamarlar, atardamarlar) oluşur; bu bölgede çok az akciğer dokusu vardır;
— çevre bölgesi; erişkinde 3000-5000 arasında değişen akciğer lopçuklarından oluşur.
Hava yolu boşluğunu sınırlayan mukoza, kadehsi ve kirpiksi hücreleriyle solunum yolu mukozası tipindedir.Bağdokusu, kılcal damarları, kas liflerini, salgı bezlerini ve lenf dokusunu kapsar. Mukozanın çevresinde, giderek daralan boşluğa uygun olarak kas liflerine , (Reissessen kası) dönüşen kıkırdak bulunur.Lopçuklar içi bronş mukozası da solunum yolu mukozası tipindedir; ama bağdokusunda salgı bezleri bulunmaz. Reissessen kasıyla çevrilidirler ve kıkırdak yitmiştir. Hava kesecikleri düzeyinde, kanallar birbirinden ayrılır ve hava kesecikleri, keseciklerarası bölme denilen perdelerle sınırlanır. Akciğer atardamarının uç dalları bu düzeyde yeralır ve çok gelişmiş bir kılcal damar ağı oluşturur. Bir toplardamarcık, kanı lopçuğun kenarına kadar götürür; lopçuklar arasına yerleşmiş lopçuk toplardamarları, kanı ordan düzenli olarak alır.Her iki yanı hava keseciği epiteliyle sınırlı yoğun bir kılcal damar şebekesinden oluşan solunum yüzeyi, keseciklerarası bölmede yeralır. Hava keseciği epiteli, büyük ve küçük kesecik hücrelerinden oluşur; bu hücreler sürfaktan adı verilen ve epitel boyunca yayılan bir sıvı salgılarlar.
Virüs Kökenli Zatürreler
VİRÜS KÖKENLİ ZATÜRRELER
Günden güne daha sık raslanan virüs kökenli zatürreler, genç erişkinlerde ve çocuklarda görülür. Genellikle evrimleri iyidir.Ateş 39 °C dolaylarında yerleşir. Nabız, ateşin yükselmesiyle orantılı değildir; hafifçe hızlanmıştır. Hasta çok yorgundur.Solunum sistemiyle ilgili belirtiler fazla belirgin değildir. Köpüklü ya da irin kapsayan balgamlar getiren sık, yorucu bir öksürük görülür. Solunum güçlüğü fazla belirgin değildir.Akciğer düzeyinde pek belirgin değillerdir. Akciğerin dinlemeyle muayenesinde bronş raileri duyulur. Ayrıca hava kabarcıklarının patlamasına benzer sesler (yaş railer) duyulabilir. Hastanın sırtı her gün dinlenirse, akciğer belirtilerinin günden güne yer değiştirdiği görülür. Bu fiziksel ve işlevsel genel belirtiler karşısında, tamamlayıcı muayenelere başvurmak gerekir.
Akciğer Apseleri
AKCİĞER APSELERİ
Akciğer apsesi denince, akciğer dokusunun ortasında yeni oluşmuş bir kovuk (kavite) içinde toplanmış, sınırlı, verem kökenli olmayan irinlenmeler anlaşılır. Kovuğu oluşturan, içinde toplanan irindir.Sağlam bir akciğer üstünde ortaya çıkanlar: Enfeksiyon odağı çoğunlukla bademcikler, diş etleri, yutak, burun gibi üst sindirim solunum yolları düzeyindedir. Mikrop oradan göç ederek akciğer dokusuna yerleşir ve orada gelişir. Bazı koşullar mikrobun akciğere gelişini kolaylaştırır: Süreğen bronş iltihabı (müzmin bronşit); tütün, alkol. Bulaşma kan ya da akkan (lenf) gibi başka yollarla da olabilir.Birincil gibi görünen bu grubun yanısıra, bronş kanserleri gibi akciğer bozunları olan hastalarda görülen irinlenmeler vardır. Akciğer apsesi daha çok erişkinde (özellikle 40-60 yaş arasındaki erkeklerde) ve süt çocuklarında görülür. Bütün ivegen akciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılan sistemli antibiyotik tedavisi, akciğer apselerinin oluşumunu seyrekleştirmiştir. Günümüzde birincil akciğer apsesi genel durumu bozuk kişilerde (alkolikler, iyi beslenmeyenler, şeker hastaları) ya da ivegen bir zatürre sırasında antibiyotik tedavisi yetersiz olmuş hastalarla görülmektedir.İlaç tedavisiyle, günümüzde bütün birincil akciğer apseleri iyileştirilmektedir.Tipik biçiminde birincil akciğer apsesinde, üç büyük evre ayırdedilir: Kapalı odak; kusma biçiminde irin çıkarma; açık odak.Başlangıç dönemini belirler, niteleyici değildir; çünkü.ivegen bir akciğer hastalığı gibi ortaya çıkar.Yan ağrısı, solumada hafif bir güçlük, bazen balgam getiren bir öksürük.
39 °C – 40 °C ateşle birlikte ürpermeler ve genel bir kırıklık.
Hiçbir şey bulunmayabilir ya da akciğerde sıvı toplanması belirtileri gözlenebilir.Elle muayenede, hekim avuç içlerini hastanın göğsüne yapıştırır. Hastanın yüksek sesle 40-41 diye sayması elaltında şiddetli olarak duyulursa, «ses titreşimleri artmış» diye nitelenir.Parmakla vurarak muayenede, göğüs çeperine vurulduğunda, bir akciğer alanında mat seslilik algılanır.
Stetoskopla dinlemede, bir akciğer bölge’sinde havanın bronşçuklardan geçtiği duyulmaz. O zaman, hava kesecikleri sesinin yittiği söylenir. Ek olarak başka sesler (kuru railer) duyulur. Ama odaktaki bu sıvı toplanması belirtileri çok ender algılanabilir. Yalnızca, çoğunlukla, yalın bir yaş railer (hava kabarcıklarının patlama sesine benzer ek sesler) odağı algılanır. Devamı »
İvegen Akciğer Ödemi
İVEGEN AKCİĞER ÖDEMİ
Akciğer hava keseciklerinin ve akciğer dokusunun apansızın, kılcal damarlardan gelen kan serumuyla dolmasıdır.İvegen akciğer ödeminin başlıca nedeni, sol karıncık yetmezliğidir. Yetmezliğin sorumlusu birçok kalp hastalığı olabilir; en sık görülenler arasında, nedeni ne olursa olsun sürekli atardamar yüksek basıncı (hipertansiyon), aort kapağı hastalıkları, ikili kapak yetmezliği ve kalp damarları yetmezliği (kalp kası enfarktüsü) sayılabilir. Akciğer ödeminin oluşma mekanizması nedir ve plazma neden akciğer kılcal damarlarını aşarak hava keseciklerinin içine yerleşir? Solunum gazlan alışverişi, tüm kılcal damar yüzeyinde(havakan engeli), hava kesecikleri içindeki ve kılcal damar kanındaki oksijen karbondiyoksit basınçlarının farkına göre olur.Su ve elektrolitlerin (kalsiyum, magnezyum, sodyum), alışverişi nasıl gerçekleşir? Suyun basıncı (hidrostatik basınç), kılcal damarlarda akciğer dokusundakindeh çok daha yüksektir. Normalde basınçları dengelemek için suyun dokulara çekilmesi gerekirdi. Böylece kanın bütün suyu damar dışına kaçar ve dolaşım olanaksızlaşırdı. Starling, uzun araştırmalar sonucunda kılcal damar suyunun damar çeperini aşamıyacak kadar büyük bazı maddeler tarafından (özellikle proteinler) yerinde tutulduğunu kanıtladı.
Akciğer Veremi
AKCİĞER VEREMİ
Akciğer, verem basilinin en sık yerleştiği organdır. Bulaşma, genel kural olarak solunum yolundandır.
Akciğer veremi, verem basilinin öncelikle solunum sistemine yerleşmesidir. Öteki organlara yerleşmesi ender görülür.Verem basilleri, eski verem odaklarının yeniden etkinleşmesiyle(beden içi yeniden enfeksiyon) ortaya çıkabilir. Dolayısıyle ilk bulaşmanın (verem basiliyle ilk ilişki) önemi anlaşılmaktadır: Mikropların belli bir bölümü depolanır, büyük çoğunluğu yokolur, bir bölümü de hiçbir belirti vermeden sessiz duruma geçer. Ama bu sessiz duruma geçen mikroplar yeniden canlanarak, gelişen bir verem oluşturabilirler. Bu yüzden, her birincil verem karşısında, verem ilaçlarıyla tedavi uygulanır. Verem basili dışardan da gelebilir (dıştan enfeksiyon); verem servislerinde çalışan sağlık personeline hastalık bu yolla bulaşır. Aslında bu durumlar enderdir ve basilin hareket noktası ister dıştan, ister içten olsun, hastalığın başlamasını kolaylaştırıcı bazı elmenler vardır. Aşırı kafa yorgunluğu; aşırı çalışma; yetersiz beslenme; ruhsal nedenler; alkoliklik; şeker hastalığı. Bu etmenler, veremin sıklığını ve ciddiliğini artırır.
Yeni gelişmekte olan genç odaklarda bu bozunlara ivegen biçimde raslanmıştır. Makroskopik olarak küçük gri yumrulardırlar. Dokusal açıdan, hiçbir özelliği olmayan hava kesecikleri iltihapları (alveolitler) bulunur. Bunu hava kesecikleriarası bölmelerin ölümü izler ve olay kazeinsi bozunla sonlanır.Verem bozunlarının en sık görülenidir. Kazein, koyu yapışkan, beyazımsı, sert ya da yumuşamış ölü akciğer dokusu alanlarıdır. Mikroskopta hücre öğelerinin yitmiş olduğu görülür. Devamı »
Akciğer Bronş Kanserleri
AKCİĞER KANSERİ
Solunum siteminin akciğerler dışında kalan üst parçalarının kanserlerine baş ve boyun kısmında temas etmiştik. Solunum sisteminin içinde en önemli olan ve bir çok ülkelerde gittikçe daha çok artan ve maalesef çok sayıda ölümlere neden olan akciğer kanseridir.
