“Türlerin Kökeni” adlı eser yayımlandığı zamanlarda bir çocuk ailesiyle birlikte Viyana’ya taşınıyordu. Bu çocuk o sırada dört yaşındaydı ve Moravyalıydı. Tahmin ettiğiniz üzere bu çocuk: Sigmund Freud.

Tıp eğitimi aldı, nörolojide uzmanlaştı ve daha sonra psikolojik rahatsızlıkların tedavisi amacıyla bir klinik açtı. Hastalarını elbette ki titizlikle gözlemledi ve insan davranışlarının gerisinde işleyen bir şeyler olduğunu farketti. Farkettiği, düşündüğü bu yeni görüşü insan davranışlarının bilinçli kısımdan olmadığı, daha çok bu kısımdan çok uzak ve büyük bir bölümüne ait bir buzdağındandı. İzini sürdüğü bu işaretler ve fikri psikiyatri dünyasında büyük bir etkiye sahip oldu. Freud ise araştırmaya, asıl kaynağı bulmak için gözlem yapmaya devam etti. Hastalarının dil sürçmelerinden, yanlış yazımlarından, rüyalarından bilgiler topladı ve bu bilgileri özenle inceledi. Freud’un yakın arkadaşı Josef Breuer ise Freud’un yaklaşımından yola çıkarak isteri hastalarına deva olabileceğini keşfetti ve bu yönde bir yöntem geliştirdi. Bu yöntemde hastalardan hastalığın göstergelerinin ilk ortaya çıkışı hakkında sınırsızca ve özgürce konuşmalarını istedi. Freud da bu yöntemi başka hastalıklara uyguladı; fobi, isterik felç, bazı paranoyalar. Bu hastalıklara yöntemi uygularken bu hastalıkların sebebinin gömülü kalmış travmatik deneyimler olduğu fikrini ileri sürdü. Freud bu sorunların hastanın bilincinden saklansa da bilinçaltından kaçamadığını düşündü. Freud’a göre çözüm ise bu sorunları bilinçdüzeyine çıkararak hastanın yüzleşmesini sağlamak ve bu sorunları nevroz olma gücünden men etmekti.

Freud, “Rüyaların Yorumu” adlı eserinde bilindışıyla ilgili temel incelemelerinden bahsetti ve babasının ölmesiyle tetiklenen duygusal kriz ve rüyalarını analiz etti. Eserini kaleme alırken babasıyla ilgili bilinçaltında beslediği bir sürü duygusu açığa çıktı. Bunları yazarak keşfeden Freud, bu keşfiyle aynı zamanda da özgür irade kavramını irdeledi. Özgür irade hakkında düşünen Freud’a göre insan davranışlarını bu denli yöneten bir gizli sandık bulunduğuna göre ve insanın bundan haberi bile olmadığına göre özgür irade denen bir şeyden bahsedilebilir miydi?

Freud ayrıca bu düşüncelerinin temelinde id, ego ve süperego kavramlarından da bahsetti. Id; bizleri bebeklik dönemlerimizde yönlendiren eylemsel dürtülerimizdi. Temellerdi, basitlerdi ve yalınlardı, çevre olgusunu farketmeden doğarlardı. Acıktığında ağlamak vb gibi. Ego ise büyümeye başladığımız dönemde ailemizi ve onun kurallarını keşfetmemizle bizi yönlendiren şeydi. Yani artık acıktığımızda ağlamaya başlamadığımız çünkü ailemizin kızacağını düşündüğümüz, acıktıysak kimseyi düşünmeden bağırarak ağlamak yerine uygun bir dille annemize söyleme dönemimiz. Süperego daha da büyüdüğümüz ve topluma karışarak toplum kurallarını ve toplum baskısını gördüğümüz dönem. Davranışlarımıza toplumun ve toplum kurallarının yön vermesi. Freud’a göre insan gelişimi bu şekilde olmaktaydı. İnsan gelişim sürecinde ise bireyselleşme döneminde, bireyselliğin önemi için aileden ayrı bir gelişme göstermemiz gerektiği, bağımlı değil özgür bir şekilde gelişme gösterilmesinin en doğru olduğu savunulmaktadır. Fakat her toplum farklı farklı olduğuna göre, büyüme döneminde aileden ayrı bir gelişme göstermek herkes için mümkün olmayabilir. Bu mümkünatsızlığı bazı biliminsanları kötü olarak yorumlarken bazı biliminsanları ise iyi olarak yorumlamaktadır.

Freud, psikanalizin babası olarak anılan ve bu yönden çok değerli görülen bir insan. Günümüzde hakkında aşırı kötü yazılar ve sıfatlar dolaşıyor olsa da, sevmediğimiz halde de saygıyı eksik etmemekte ve eserlerini titizlikle incelemekte fayda var. Bilinçaltını ortaya çıkararak en gizli ve en önemli kısmımızı keşfeden, bu sayede sorunlarımıza çözümü sunan, kendimizi keşfetmemizi sağlayan bir insana saygısızlık yapmak belki de en kötü şeylerden biri. Kendi adıma bilinçaltımı keşfetme sürecimde (ki bu süreç hala devam ediyor ve edecek de) büyük bir aydınlanma ve dolayısıyla da bir rahatlama hissettim. Sebepleri bilip bulabiliyor olmak, kendimiz için bir adım atmanın da en büyük destekçisi. Kendimizi keşfetmek ise, yaşamda hissettiğimiz bütün bilinmezliklerimize bir ışık oluyor ve sebeplerimizi ortaya çıkarıyor. Psikoloji bilimine ve mesleğime aşık biri olarak da kendi rüyalarımı ve tanıdığım insanların rüyalarını analiz etmek için uğraş vermek bana ayrı bir keyif veriyor.

Freud’a saygımı sunarak bitireceğim bu yazıma, sizlere kendinizi keşfetmeniz için tüm fırsatları değerlendirmenizi önererek elveda diyorum.

Huzurla ve sağlıcakla kalın.

 

*Kaynak: Incognito-David Eagleman

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here