İster kronik bir rahatsızlık, ister kırık sonrası gibi akut bir rahatsızlık olsun, ağrı endişesiyle gelişebilecek hareket korkusu karşılaştığımız bir durumdur. Kinezyofobi olarak adlandırılan bu durumla ilgili merak ettiklerinizi yazımın devamında bulabilirsiniz. Keyifli okumalar..

Kinezyofobi ya da hareket korkusu, ağrılı yaralanma ve tekrarlı yaralanmaya karşı oluşan hassasiyet hissinden kaynaklanan aktivite ve fiziksel harekete karşı gelişen korku-kaçınma durumu olarak tanımlanmaktadır. (Kori SH vd., 1990, Burwinkle T vd., 2005).

Disk herniasyonu nedeniyle, bel ve boyun ağrıları çeken hastalarda, vücudunun herhangi bir yerinde osteoartrit (kireçleme) gelişmiş olan hastalarda kronik durumlarda olabileceği gibi, sakatlanma yaşamış sporcularda, ameliyat sonrası hastalarda ve kırıkta alçı sonrası dönemdeki kişilerde de sık sık hareket korkusu gelişmektedir.

Kişilerde fonksiyonel bir eksiklik veya hareketi engelleyecek herhangi bir sebep bulunmamasına karşın ağrılarını arttıracağı düşüncesiyle bazı hareketleri yapmaktan kaçınırlar. O bölgelerini hareketsiz tutarak koruyabileceklerini ve tekrarlama riskini ortadan kaldırabileceklerini düşünerek Korku Kaçınma Modeli (FAM) oluşturabilirler. Ancak özellikle kronik ağrılı durumlarda ağrı vücuttaki aktif bir sorunun habercisi olmaktan çok Merkezi Sinir Sistemiyle ilgili bir duruma dönüşmüştür.

İmmobilizasyon (hareketsizlik) ağrı için bir çözüm değil tam aksine çok daha farklı sorunları beraberinde getirecek bir durumdur. Hareketsizlik o bölgenin kan dolaşımını azaltır, eklemlerde kısıtlılığa-tutukluğa yol açıp, ödemi arttırarak ağrıyı arttırmış olur.ağrım olacak korkusuyla hareketsiz bırakmak da yine ağrıya neden olacağından kısır bir döngü oluşur. Öte yandan immobilizasyonun tek etkisi hareket ve fonksiyonellik üzerine değildir. 2015 yılında Gazi Üniversitesinde yapılan bir çalışmada  depresyon ile kinezyofobi, hastalık aktivitesi, yorgunluk, ağrı parametreleri ve yaşam kalitesinin birçok alt ölçeği arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Egzersizin mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin salgılanmasına yol açtığı ve depresyon, kaygı, anksiyete gibi olumsuzlukları önlediği kanıtlanmış bir gerçektir.

2014 yılında Hacettepe Üniversitesinde yapılan bir çalışmada romatizmal hastalık tanısı almış kişilerde klinik pilates terapi (KPT)’nin kinezyofobiyi azaltmadaki etkinliğini araştırmak amaçlanmıştır. Sonuçlar klinik pilates egzersizleri ve dans terapisini içeren egzersiz modülünün romatizmal hastalık tanısı almış kişilerde korku kaçınma ve ağrıyla ilişkili semptomları azaltmada etkili bir tedavi seçeneği olduğunu göstermiştir.

Çalışmalardan yola çıkarak kinezyofobinin yenilmesinde pilates, dans, yüzme gibi grup halinde yapılan egzersizlerin bireysel egzersizlerden daha etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Kırıkta alçı sonrasında gelişen durum ise ağrı korkusundan ziyade durumun tekrarlanmasından duyulan endişedir. Bu yüzden kişiler iyileşmiş de olsa önceden kırık olan bölgelerine yük vermekten kaçınır, splintlerle desteklemek isterler. Bu koruma ihtiyacı ve ağrı korkusu uzun sürdüğü taktirde kaslarda erimeye ve eklemlerde kontraktürlere yol açabilmektedir. Bu yüzden mümkün olan en kısa sürede fizyoterapistinize başvurup tedavinize başlamanız gerektiğini unutmayın.

Hareketin doktor tarafından kontraendike olduğu doğrulandığı durumlar haricinde fizyoterapist tarafından uygulanması önerilen egzersiz programını devam ettirmek kinezyofobinin yenilmesinde önemli bir unsurdur. Hastanın sağlık ekibine duyduğu güven birçok korkusunu yenmesinde önemlidir. Bu yüzden kafanıza takılan en basit soruyu bile işinde uzman olan kişilere lütfen sorun. Gerekli durumlarda psikolojik destek almaktan ve kaygılarınızı dillendirmekten çekinmeyin.

SAĞLIKLI GÜNLER..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here